Oruç ve Zekat Ahkamı - 6

RAMAZAN AYI GELDİ DİNİ MESELELERİ KİMLERE SORALIM 
 
SORU: 
 
Mevlüt ŞAHİN kardeşimizin sorusu.
 
Bir mümin olarak dini meselelerimizi kendilerine soracağımız kişilerin hangi özelliklerde olması gerekir? Her rastladığımız kişiden fetva alabilir miyiz?
 
CEVAP: 
 
Rabbimiz bizlere bilmediğimiz konularda “zikir ehline” sormamızı emretmekte şöyle buyurmaktadır:
 
فَاسْأَلُواْ أَهْلَ الذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ
 
“Bilmiyorsanız zikir ehline sorunuz.” (Nahl, 43) yani kendilerine soru sorulacak kişiler aynı zamanda vahyi bilen ve vahye muttali alimlerden olmalıdır. 
 
Peki alim ve fakih kimdir? kime soru sorarsak alime ve fakihe sormuş sayılırız? 
 
Soru sorulacak kişilerin alim olması gerekir. Her bilgili kişi fetva sorulacak alim değildir. 
 
Bilakis alim olan kişinin temel özelliklerinin başında gelen bir haslet vardır ki bu haslet bize birçok sorumluluk yüklemektedir: 
 
İlim adamları HAŞYET (Allah Tealadan haya ile korkmak) sahibi olurlar ise ALİM olurlar. 
 
Aksi halde her bilgi sahibi alim kabul edilemez. 
 
Bu hasletin bize yüklediği sorumluluk nedir peki? 
 
 
Bu haslet bize alimlerimizin Allah Teala’dan korktuğuna, istikametine ve dini şuuruna şahitlik etmemizi icap ettirmektedir.
 
Dini hayatında haram ve helal hassasiyeti göstermeyen kişiler nasıl olur da Allah Teala’dan haşyet (en yukarı seviyede korkma) özelliğine sahiptirler?
 
Sabah akşam kadınlar ile ekranlarda namahremden sakınmadan kadınlar ile göz göze bakarak programlar icra edenlerin hangi dini hassasiyetlerinden bahsedeceğiz?
 
Dinen zaruri esasların başında gelen mütevatir hadisler ile sabit konuları (mehdi, Deccal, İsa aleyhisselam’ın nüzulü, kadere iman, kabir azabı, keramet, mucize vb. kati deliller ile sabit nice konuları) inkâr eden ve bu konulardaki hadisleri ya inkâr eden veya fasit teviller ile dışa atan birinin dinen hassasiyet sahibi olduğuna hangi gerekçe ile hükmedeceğiz de fetvasına itibar edeceğiz. 
 
Nihayetinde Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem “ulema-ı sû’/ kötü alimler”den bahsetmektedir ki bunlar deccal yoluna hizmet edenler oldukları ve toplumun inancını deccalin ifsat etmesi gibi ifsat edecek kişiler ve fesadın taraftarları olarak beyan edilmiştir.
 
Abdulaziz el-Buhari, Pezdevi üzerine kaleme aldığı Keşfu’l-Esrar adlı eserinde uzun uzun bu sorularda zikredilen alim ve fakihin kimler olduğuna cevaplar serdeder ve şöyle buyurur: 
 
“fakih aynı zamanda bildikleri ile amel edendir.” 
 
el-Buhari’nin ilgili açıklamalarını özetle şöyle aktarabiliriz:
 
  أن الفقه هو العلم و العمل 
 
“fıkıh ilim ve ameldir…’ 
 
İfadesi ile fıkhın amel boyutunu da öne çıkartmaktadır. 
 
Bunun izahı ise şudur ki; bir den çok ayet ve hadis-i şerifte fıkhın mutlak manada faziletlerinden bahsedilmektedir. 
 
Ancak bilinen bir konudur ki bu fıkıh bilgisi amelden tecerrüd ettiğinde, ulema-ı sûu’ hakkında varid olan nasların delaleti ile, geçersizdir.  
 
Yani bir alimin ilmi amelden soyutlanmış ise; amel etmiyor ise o zaman bu kişeler Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem’in hadis-i şerifleri ile methettiği alimler değildir. 
 
Bilakis bunlar şeytanın avenesi olan “kötü alimler”dir.  Bu delillerden bazıları şunlardır;
 
Karun çok bilgili idi ama hakkında Rabbimiz şöyle buyurmuştu: 
 
“Onun misali, köpek misalidir.” (Araf, 176.) 
 
İlahi kitapları bilip amel etmeyenler hakkında da 
 
“Sahifeleri taşıyan eşek gibi..” (Cuma, 5.) 
 
“Yapamayacağınız şeyleri neden konuşuyorsunuz.” (Saff, 2.) 
 
Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem’de şöyle buyurmaktadır; 
 
“ويل للجاهل مرة و للعالم سبعين مرة،
 
Cahile bir defa yazıklar olsun (veyl) alime yetmiş defa veyl (yazıklar olsun).” 
 
Yine Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem’e mahlukatın en şerlileri sorulunca şöyle buyurmuştur; 
 
“هم العلماء السوء 
 
onlar kötü alimlerdir.” 
 
Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem’den sabit olan hadis-i şefirlerin mutlak olanları ilim ve ameli kapsamaktadır. 
 
Bunun açıklaması olarak Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur;
 
 فقيه واحد أشد علي الشيطان من الف عابد
 
Bir fakih şeytana karşı bin abidden daha kuvvetlidir.” 
 
Bu hadis-i şerifteki ilahî müjde ilim ve ameli bir arada bulunduranlar hakkında varit olmuştur. 
 
Şeyh (Pezdevi) Rahmetullahi aleyh de buna işaret etmiştir; 
 
 “İlme yönelip ameli terk eden, şeytanın alay ettiği ve kendisine güldüğüdür. O zaman böyle bir kişi nasıl olurda şeytana karşı bin abidden daha kuvvetli olabilir ki.” 
 
“Fergad es-Sebhi Hasan-ı Basri Rahmetullahi aleyh’e bir şey sorarken şöyle der; 
 
“Fakihler sizlere muhalefet ediyorlar.” 
 
Bunun üzerine şöyle buyurur; 
 
“Fureygad ! anan seni yitirsin. Sen gözünle hiç fakih gördünmü? Fakih dünyaya karşı zahid (dünyayı sevmeyen) ahrete yönelen, günahını basiret ile gören, rabbine ibadete devam eden, vera sahibi ve Müslümanların haklarına taşkınlıktan çekinendir.” 
 
Bir mümin, Ramazan ayının getirdiği hassasiyet mevsiminde dini konularını araştırmak ve öğrenmek adına; televizyon ekranlarında paraları cebe indirmeden konuşmayan, konuşunca da dinin zaruri esaslarına dil uzatanlara fetva sorarak, bilmediği konuda doğru bilgi için sorma yükümlülüğünden kurtulmuş ve doğru adrese ulaşmış olmaz. 
 
 
Kendisini de böyle yaparak fetva sorma vebalinden kurtarmış olamaz. 
 
Selam ve dua ile...